En çok Merak Edilenler

insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2024 Salı

Açık Mektup

 Merhaba Herkese,

Aralık ayında sayfamı ziyaret eden sayısı bir hayli artmış (435 kişi :)), malum sebeplerden herkes girip Füsun ne yapıyor ona bakmak istemiş sanırım.

Artık bilmiyorum bunun sebebi kaos ile mi beslenmek, merak mı? ya da başka şey mi?

Bilemiyorum Altan?!!!!!

Haa birde dört gözle nişanı basmamı beklemişsiniz!!! Siz çok komiksiniz. :) Hakikaten...

Şaşırmak bile gelmiyor içimden artık.. 

Bu sayfaya bu son yazımdır. 

Madem bu kadar merak eden var, bu cümlelerimde burada asılı kalsın.

Herkes ne düşünüyor, ne görüyor, bilmiyorum .. açıkçası bilmek de istemiyorum.

Ne anlatırsan anlat günün sonunda herkes canı nerden konuyu almak isterse oradan alıyor, nasıl bakmak isterse  öyle bakıyor.

Ama birde gerçekler var. Benim gerçeklerim. 

Bazılarının sapıtarak, çarpıtarak el alem denilen cemi cümleye gösterdiği şeyler var.

Çok net oldum her zaman, herkese...

Yalan hep sevimsizdi... ve ben söylemeyi hiç beceremedim.

Boşanma yazımda da değinmiştim ama daha açık bi şekilde deklere etmeye çalışacağım.

Ben 12 yaşımda bir çocuk iken, bir çocuğa AŞIK oldum. Sevdim... 

Herşeyim yaptım onu, kendimden çok sevdim..

Kocam oldu... Kocam'ı çok sevdim.. Nefesim dedim.  Masum bir şekilde birbirini seven çiftimiz evlendi, çoluk çocuğa karıştı.. Masum, saf bir sevgi vardı. 

Ahmet, benim bir hücrem gibiydi... Bedenimden bir parçaydı... Benden ayrı asla düşünmedim onu...

Sonra yüce rabbim, bizi bir sınava tabi tuttu. Çünkü herkes sınav için gönderilmişti.

'Rabbim kimseyi çok sevme alırım senden demişti.'

Herkesin bu hayatta katlandığı, bambaşka sınavları var. Herkes kendi sınavından sorumlu, kimi sınavını veriyor kimi altında kalıp eziliyor. 

BEN ALDATILDIM.

İlk sene bunu kendime bile itiraf etmeye zorlandım. Çok utandım. Utanması gereken ben değilken.

 O kadar utandım ki size anlatmak için kelimelerim yetersiz kalır. Kimselere diyemedim.

 Eğer Ahmet'i affetmeyi başarabilirsem, kimse ona o gözle baksın istemedim. 

Yani yine kendimden öne koydum KOCAM'I. 

3 Aylık HAMİLEYDİM. Yaşadıklarımı hatırladıkça, etlerim sızlıyor. Ruhum yanıyor yeniden her seferinde..

Bu evlilik içerisinde 4 yıl kaldım. Ahmet'e boşanalım diye yalvardım. YALVARMAK... bu ne demek biliyor muusnuz? Hayır! dedi. her seferinde... 

Fakat o 4 senenin sonunda hala onunla görüştüğünü net bir şekilde Allah bana gösterdi. 

Artık benim o evlilikte kalmam mümkün değildi. 

Evet ben Ahmet'i çok seviyordum, evet benim geçmiş hayatım ondan ibaretti... evet .. evet.. evet'ler içimde hiç bitmiyordu... koca 23 yıl ... 

Ama ben.... ben de vardım... ve ben olmasam 2 çocuğuma anne olabilecek biri yok. 

kendimi kaybetmeye başlamıştım, kendimi kaybetmem demek hem bana haksızlık.. hem de çocuklarıma...

her kadın gibi yuvayı dişi kuş yapar... erkekler hata yapar vs vs... 4 yıl katlandığım süreç.. benim için bitmişti. boşanmaya karar verdim. 

Sonra , o beni çok seven kocamın ailesi bana düşman oldu. Neden? biliyor musunuz? Boşandım diye...

'Ben kafamın dikine gitmişim. Boşanmayacak mışım. 15 yıl çekenler varmış, bende oturup çekecekmişim. 

Tapusu bendeymiş, onu asla bırakmamam lazımmış.. 

Gidermiş.. eninde sonunda bana gelirmiş miş miş.... bitmek bilmeyen cümleler...' 

'sonra boşandı şimdi görecek gününü ile başlayan diğerlerinin cümleleri.. nasıl yapacak, nasıl halledecek onca şeyi...'

sonra, halledince.. mutlu olunca ben... buna sinir olanlar ordusu..

Bir çok kadın aldatılıyor, biliyorum... ama çıkamıyor evliliğinden.. kendince sebepleri vardır elbet ama o kadınlar bile, ben çıkabildim bu evlilikten diye  sinir oldular bana...

ve hala oluyorlar... yazık...

Koca tarafım bu laflarım sizedir;

öyle iddialı oynadınız ki.. / bi an ihanet eden benim sandım.

Benim anne -  babamın evliliğinde babaannem yüzünden o kadar çok kavga edildi ki... 

Ben evlenirken şunu dedim kendime; Kocamın ailesini her zaman, her koşulda seveceğim.

Problemler olduğunda onları büyütmeyeceğim. Görmezden geleceğim.

ve bunu yaptım da herkesi evimde yedirdim, içirdim,  ağırladım.. Bir kötü lafımız yoktur birbirimize...

kahveler içtik.. 40 yıl hatırlar olması gerektiği yerde.. kimse NASILSIN? diye bile aramadı..

Nasılsın?

bu cümle bile kurulmadı.. Boşandığım gün koca sülalem tarafından kapı dışarı edildim.

Kayınpederime (Babama!!!) kira ödedim onun evinde oturduğum müddet sürecinde...

Herkes bana öfkeli, Sebep? Tazminat davası açmadım diye mi? kendime nafaka almadım diye mi? ikisini mesajları sunarak işsiz bırakmadım, tazminatsız bankadan kovdurmadım diye mi?

 Sadece boşandım.. 

Kocamı, beni aldattığı kadına teslim ettim ellerimle... Neden bana bu öfkeniz? Gülüyorum artık size,

Kadının kadına yaptığı şiddete çok yakından şahit oldum.. 

Herkesin kalbini allah biliyor, ben değil... Benim canımı yakmak için yaptığınız o hareketleriniz için iki dünyaya da hakkımı helal etmiyorum size. Dilerim ki canımı yaktığınız kadar yansın canınız ve hepinizin evladı var. !!!

Eski Kocam bu laflarım sanadır;

Seni nasıl çok sevdiğimi sen ve senin ruhun... biliyor...

Bunca yaptığını hak etmediğimi o vicdanın biliyor...

Hep beni sevdiğini söyledin... ben En Değerlin :)

Boşandıktan sonra da ayrılamadık ya biz bir süre... çok uzun bir süre, nasıl ayrılınır bilemedi ruhlarımız...

ama sonra;

Bana 'Doğuda yaşasaydık ikinizi de alsaydım keşke' dediğin gün bitti. (Eylül 2023)

Sen benim bırak evlendiğim adam olmayı, boşandığım adam bile değildin artık. 

Sana, temiz tuttuğum bir tarafımız var, burayı kirletme demiştim. Hatırlıyorsun. 

Çocuklarımız için yüz yüze bakacağız, bir araya geleceğiz. O günlerde sığınacak bir şeyim olsun istedim.

ama ona da izin vermedin.

Gerçekten beni seven arkadaşlarım buraya bunları yazmamı istemiyorlar, insanlara üzgün olduğunu gösterme diyorlar.

sevindirme onları diyorlar.

Ben öyle düşünmüyorum biliyor muusnuz? 

ister sevinin, ister üzülün!!! umurumda bile değil.

Ben bir Kadınım, Anneyim, Annemin kızıyım...

ve sonunda ben insanım. 

Ben ölmek isteyecek kadar, güçsüz kaldım, kimsesiz kaldım... Ölmek isteyecek kadar acı çektim.. Geceler boyu yandım... Ahmet , küllerimi bile defalarca yaktı..

size neyi nasıl anlatayım.....

ama geçti.... geçmez sandım bende... bu acım bitmez sandım... evet yaramın izi büyük.... evet sızlıyor....

Sızlamıyor desem , ,inanacak mısınız? Bir kere bu büyük yalan.

 23 yıllık bir hayat hikayesi bitmiş ve bişey olmadı mı demeliyim? acımadı kiiii mi? demeliyim :)

İnsanlar çok kötü görüyorum, biliyorum, ...

Bazı arkadaşlarım.. canımdan çok sevdiğim arkadaşlarım.

Ben sevmeye meyillliyim.. Ben yaşama gücümü buradan alıyorum....

Hayatımdan çıkan dostlarım... 

Ben şükürdeyim....

Ben sevmeyi ve sevilmeyi seçiyorum..

Ben yaşamayı ve çocuklarımı çok seviyorum. 

Ben kalabalığımı seviyorum, kardeşlerimi, gerçek beni anlayan dostlarımı...

Ben, bana sunulan  hayatı sevgiyle kucaklıyorum.

ve boşandığım için bir gün bile bana acaba dedirtmeyen eski kocam, şükürler olsun.

İyi ki kendimi seçtim. 

Yolun yoluma değmesin.

Benim yolum ışıklı....

Allah'ım.... Şükür Rabbim...

31.12.2024


14 Ekim 2011 Cuma

UMUDA YOLCULUK

                                       

İşte yine her zaman ki gibi oldu. Hayaller kuruldu, anılar dinlendi, henüz yaşamadıklarımıza özlem duyuldu. İşte yine her zaman ki gibi aynı sonla bitti. Beklentilerimiz yarım özlem duyduğumuz şeyler çok uzakta kaldı.
Bir cümle vardı, kitaptan mı okumuştun, yoksa bir filmden mi duymuştun. Hatırlıyorsun o cümleyi ‘hayaller güzeldir lakin hayat hayalleri beklemez’. Bütün gece hiç durmadan ağlamıştın hep kendine niye ben? Sorusunu soruyordun. Şimdi değil ama bir gün öğreneceksin. Ya sende eksik bir şeyler var ya onlarda bunu o gün anlayacaksın. Hayat seni her zaman kabul etmez. Sen hayatı kabul etmelisin. Sana aklın kadar bir alan verilir ve artık o senin yaşamın olur. Hayatı kabul etmelisin ama yaşamın seni şekillendirmesine izin vermemeli yaşamı sen şekillendirmelisin.
Girdiğin ortamları sevmeyecek, beğenmeyeceksin bunları hak etmediğini bile söyleyeceksin. Sınavlara gireceksin daha güzel alanlar, ortamlar için, tıpkı bu alana gelebilmek için girdiğin sınav gibi. O sınava girerken daha güzel düşlerin vardı, amaçların burada olmak değildi ama kader dediğimiz bu acımasız hayat senin burada olmanı istiyor. Yapman gereken tek şey artık en çekilmez anları en vazgeçilmez anlar yapmak… Bu alanda tek başına değilsin sevdiğin sevmediğin, uğruna ölebileceğin ve öldürebileceğin insanlarla yaşamak zorundasın. Hiçbir zaman kalabalığa aldanmamalısın, dört bir yanın insan yığınıyla doludur. Çıkışlı bir yol bu her şey her zaman dilediğin gibi olmuyor, bunu sen çok iyi biliyorsun. Beklentilerin,  umutların yarım kalıyor, hedefine koşarken küçük bir taş bile hızını kesmeye yetiyor, hatta bazı zamanlar seni yoldan çıkarıyor ve yine bazı zamanlar düşüp dizlerini kanatıyorsun, kimse gelip yaralarını sarmıyor. Kan akıyor insan yığını seyrediyor. Canın yanıyor, insan yığını arkasına bakmadan gidiyor.
Zaman geçiyor büyüyorsun. Hayat her şeye rağmen hızla dönüyor. Bıktın artık her gün, her an özlemekten ve düş kırıklığı yaşamaktan. Buradasın… ‘özlemlerin sana gelmezse sen özlemlerine git’ bu cümleyi bir kitaptan okumuştun şimdi aklına geldi.  
Evet sen artık özlemlerine gideceksin, onların sana gelmesini beklememelisin artık. Umudunun rengi mavi, sevdanın kırmızı yaşadığın karanlıktan ve büründüğün bu manasız matemden çıkmanın tam sırası. Şimdi keşfetme zamanı. Konuşuyor görüyorsun her şeyin başındasın şimdi. Öncesini saymıyorsun, son defa geriye dönüp bakıyorsun, geride gördüğün tek şey sağır, dilsiz, kör bir insan. Bu sensin. Yeni yaşamında ki ilk tiksintini duyuyorsun. Nasıl yaşamışsın şimdiye kadar, nasıl? Bu cümleyi kendine hiç sormamış kabul ediyor hemen unutuyorsun. Artık yeni bir yaşamın var, aslında yeni değil uzun zamandır buradasın, yeni fark ediyorsun çevrendekileri, bakmakla – görmek arasında ki farkı bile yeni keşfediyorsun. Yaşamaya çalıştığın insanları görüyorsun artık. Çok kötü diye suçladığın insanların içinde aslında bir hazine yattığını, altınla örülmüş bir kalbi olduğunu, iyi dediklerinin, gönül verdiklerinin de şeytanla kardeşlik ettiğini görüyorsun. Öğrendikçe acı çekiyor ve yine öğrendikçe umut doluyor yüreğin.
Aklın almıyor, bünyen kaldırmıyor. Nasıl kandırmışlar seni ufak çocuklar gibi, nasıl sahteymiş tüm gülüşler. Kaçıp gitmek istiyorsun. Geriye her baktığında tiksindiğin kendini görüyorsun. Dönemezsin, söz verdi kendine, çiğneyemezsin kendini. Hayat bir savaş alanı 
Yaptığın bu ilk savaşta ilk kurşunla kendini öldüremezsin.
Bazen kendini başka yüzlerde buluyorsun. İşte benim gibilerde var diyorsun. Sana onların maske olduğunu söylüyorlar. İnanmıyor inanmak istemiyorsun. Sonra gidip kendin çıkarıyorsun o maskeleri. Geçecek diyorsun, bunlarda ge-çe-cek. Güzel günler gelecek bulacaksın doğru insanları, umudunu yüreğinde sımsıcak tutuyorsun.
Kalabalık bir insan alanının içindesin, aynı ülkenin içinde farklı kültürlerle yoğrulmuş insanlar. Senin hiç görmediğin, bilmediğin o bilmeyipte özlemini duyduğun memleket kokularıyla gelmiş her biri. Hepsinin ayrı ayrı gözlerine bakıyorsun bütün gözlerde aynı şeyleri  görüyorsun, biraz umut biraz korku. Kimi ailesinden, kimi yaşadıklarından kaçıp gelmiş ve onlar için burası bir umut. Kayboluyor çoğu bu çok kalabalık insan yığını içinde.
Kim bilir arkalarında ne zaferler, ne yenilgiler bırakıp geldiler. Bazılarının yüzlerinde çok derin çizgiler, hala bitmeyen kavgalarının sonucunda gelmişler buraya, bir umut diye. Yaşamdan bıkmamışlar onun gibi…,
O; 31 yaşında işini kaybetti, 32 yaşında bir hukuk kavgasını, 34 yaşında işini tekrar batırdı, 35 yaşına geldiğinde çocukluk aşkı öldü, 36 yaşında sinir krizi geçirdi, 38 yaşında eyalet seçimini kaybetti, 43-46-48 yaşlarında da kongre seçimlerini kaybetti, 55 yaşında eyalet senatörü olamadı, 58 yaşında gene senatör olamadı ve o 60 yaşında ABD başkanlığına seçildi. Onun ismi ABRAHAM LİNCOLN’ dü. Asla vazgeçmedi.
Asla vazgeçmeyin; kaybedenler yalnızca vazgeçenlerdir. İşte onlar vazgeçmeyenlerdi, savaşlar, yenilgiler onları yıkmadı, çünkü onların umudu vardı.
Bu alandaki keşfe devam ediyorsun. Onları bir bütün olarak değilde grup grup inceleyebiliyorsun. Çünkü hepsi grup grup. Grubun içindekiler, dışındakilere hayalet gibi bakıyorlar, sanki her an senin dedikodunu yapıyor sanki her an seni konuşuyor gibi geliyor sana, öyle bakıyorlar ki seni sana yabancılaştırıyorlar. Seni hiç sevmeyenler var, senden nefret edenler, düşmanların. Bir gün okuduğun bir gazete kupürü vardı. Yazılanlar çok hoşuna gitmişti, onu kesip odanın duvarının en görkemli köşesine asmıştın. Şöyle diyordu; ‘Dostlarından korkma en fazla ihanet eder, düşmanlarından korkma en fazla öldürür! Umursamazlardan kork, ne öldürür, ne de ihanet eder… Sadece seyreder?’ İşte sen bu yüzden seni sevmeyen herkesi iki kat daha fazla seviyorsun. Biliyorsun ki onlar senin düşmanın, başına kötü şeyler gelirse bilirsin ki onlardan.
Gözlerin başka bir grupta şimdi. Birkaç kişi bir köşeye sinmişler öylesine oturuyorlar. Öyle izlenim sergiliyorlar ki sanırsın oturdukları yerde dünyayı kurtarmanın planını yapıyorlar, beyinleri öylesine meşgul ya da düşünebilmek için ihtiyaç duydukları beyinleri bile yok, o yüzden bu kadar vasıfsız, çaresiz duruşları kendilerine yetmezken dünya ile nasıl iletişimde bulunabilsinler ki. Onları orada öylece bırakıyorsun. Kim bilir belki de dünyanın kurtarıcılarıdır onlar.
Başka bir gruba kayıyor gözün. Sürekli hiç durmadan akınsızca konuşuyorlar. Ne konuştuklarını anlamaya çalışıyorsun anlayamıyorsun. Çünkü onlarda bilmiyorlar ne konuştuklarını ortaya bir laf atıyorlar, kelimeler havada sallanıyor. Biri kalksa da mandallasa diye manasız, anlamsız gözlerle etrafı süzüyorlar. Ağızları dilleri var değerlendirmek istiyorlar herhalde diye düşünüyor onları orada bırakıyorsun.
Kafanı çevirdiğinde sana bakanları görüyorsun sen sormadan cevaplıyor, soru soruyor cevabı beklemeden başka sorulara geçiyorlar. Paylaşımlara öylesine aç kalmışlar ki, yalnızlıktan yalandan riyadan o kadar sıkılmışlar ki. Bir dost eli, bir çift göz arar olmuşlar. Amaçlarından, umutlarından vazgeçer hale gelmişler. Yardım edin bize der gibi bakıyorlar.
Herkes adeta kapanda yaşıyor. Fare kapanı gibi, fareler delik açmak için yıllarını verirken, onlarsa delikleri kapatmak için amansız bir uğraş veriyorlar. Herkes kapanın parmaklıklarından dışarı öcü gibi bakıyor.
Sesler yükseliyor diğer taraftan onlara yöneliyorsun, muhteşem aydınlık yüzler görüyorsun. Hararetli hararetli konuşmalara tanık oluyorsun. Olanlara yorum yapıyorlar, olacakları sıralıyorlar bir bir. Düşünüyorlar, dünyayı kurtarmayacaklar belki ama kendilerini kurtaracaklar belli, amaçları var, önlerindeki yol çıkışlı görüyor, biliyorlar. Asker gibi zırhlarını üzerlerine almışlar. Yenilgilere ve zaferlere açık, yürümeye, koşturmaya ve yeri geldiğinde emeklemeye bile hazırlar. Ve onlar biliyorlar bir dostun üzüntüsüne kimin iştirak edeceğini. Ve biliyorlar başarılarına iyi niyetle kimin katılacağını. Ve onlar yine biliyorlar; Başkalarının başarılarına iyi niyetle sevinmek çok yüksek bir ruh hasleti icap ettirir.     
Kıdemlilerimiz geliyor sonra bu alana, bizi eğitecek yol gösterecekler, doğru ile yanlış arasındaki farkı öğretecekler. İleride bizim onların yerine gelebilmemiz için uğraşanlar. Onlarında amaçları var, ölüme bile amaçla gittiğimiz geliyor aklına gülümsüyorsun. Hepsi aynı görev üzerine burada bulunuyorlar ama bizimkiler gibi onlarında farklı beklentileri olduğunu görüyorsun. Bazıları bir şeyler öğretmek, yaralı bir insan yığını yetiştirmek için diğerleri ise parasını kazanıp gitmek için.
‘Değerli arkadaşlar’ bu cümleyi çok sevdin sen. Kıdemlinin birini niye sevdiğini sordular sana. Sende onlara cevap olarak her konuşmasına ‘değerli arkadaşlar’ diye başlıyor işte bu yüzdendir benim o kıdemliyi sevmem demiştin. İnsanları sınıf sınıf ayırmıyor, geldiği yere, konuştuğu dile, yaşadığı ortama bakmadan karşısındakinin her şeyden önce insan olduğu ve değerli çok değerli hatta tabiattaki en mükemmel yaratıklar olduğunu ve karşısındakinin kendisini mutlu hissetmesini sağlıyor.
Bugün buradayız, yarın belkide çok farklı kulvarlarda olacağın geliyor aklına. Televizyonda izlediğin at yarışına benzetiyorsun her şeyini yinede içinde ki umut hala sımsıcak.
Bu yaşamdaki keşif yolculuğunu tamamlıyorsun. Artık geriye hiç bakmıyorsun. Biliyorsun ki çıktığın bu yokuş elbet bir gün düzlüğe varacak. Ve o gün senin zaferin olacak. Umut dolu günlere….


 UMUTELEŞTİRİYAZILARI2003
 Yazar: Füsun Gülten Eralp                                                                         
Her tercih, bir vazgeçiştir aslında...

Evlilik

Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız,
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız,
Tanrı'nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız,
Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun,
Ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolanabilsin aranızda,
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın,
Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi
Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe eğilip içmeyin,
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın,
Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın,
Çünkü lavtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır,
Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın,
Çünkü ancak Hayat'ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan,
Hep yanyana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,
Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez....


Halil Cibran

13 Ekim 2011 Perşembe

En Güzel Şey Nedir?

En güzel şeylerden biri, bir şey yapmak.
Canım ne olursa olsun. İşe yaradığını hissetmek, paslanmamak demek. Parlamak demek. Sen yokken, bir şey eksik olucak demek. O yüzden insan listenin en tepesine yazmalı: bir şey yap. Ve öyle bir yap ki, bir tek senin yapabileceğin bir şey haline gelsin. Kolay gelsin.
En güzel şeylerden biri, birini sevmek. Öyle kuru kuru değil ama. Öyle bir seveceksin ki, sensizken bile mutlu olsun isteyeceksin. Kolay ulaşılır bir sevgi değil bu. Birine sarılmak bile dışarısı, ben içine kıvrılmaktan bahsediyorum. Gözünü kapatınca, ‘iyi ki var'ın ılık banyosuna girecek kadar. Artık hesabı kitabı yok bunun. Sevmişsin. Soru işaretinin çengeli gitmiş, noktası kalmış.
En en güzel şeylerden biri, ki ben yapamıyorum henüz, her şeyi sevmek. Kötüyü de, karanlığı da, sen kötü ol isteyeni de. O öyle bir güç ki, her türlü tersliği koca bir düzlüğe çıkarabiliyor. Superman'inki gibi bir güçten bahsediyorum. Evet baktığın karanlık bir şey, gördüğün kör edici bir şey ama her yerinden baktığında sevecek bir yanı elbet var. Oraya gözünü diktiğinde, ışık çıkmaya başlıyor her yerinden. Dönüştürüyorsun onu. O nasıl bir güçtür Allahım! Ve çok sık unutuyorum, böyle başedileceğini her şeyle.
En güzel şeylerden biri, doğayla bir olmak. Mesela derine dalmak, ağaç koklamak, kayalara basmak. Hayvanlara bakmak filan. Unutmak yani, dağ gibi alışveriş merkezlerini, ve kalabalıkları, ve gazeteleri. Küçük bir holden, büyük bir bahçeye çıkar gibi. Oh demek. Hâlâ dağlardan aşağı atlayan sular, hep beraber bir anda yön değiştiren balık sürüleri ve tepede ölüsü bile parıldayan yıldızlar var. Şükür ki, çok küçüğüm. Şükür ki, her şey benim etrafımda olan bitenden çok daha büyük.
En güzel şeylerden biri, öğrenmek. Merak çok güzel. Okumak harika bir şey. Kağıdın ölümüne üzülüyorum. Ama istediğim şeye kolayca ulaşabilmeyi de seviyorum. Bilgi ne kadar yakın. Ne kadar çok. Bazı şiirler, ve şarkı sözleri ne muazzam. Yanlarına yaklaşamam onların. Bu da beni büyülüyor. Keşke dilim öyle güzel dönse demeyi çok seviyorum. Fosforlu kalemlerle bazı şeyleri çok önemsemeyi biliyorum. Şanslıyım.
En güzel şeylerden biri unutmak. Unuttum gitti lafı vardır. Unutulan şey gider hakikaten. Solar, üzerine su serpilmemiş sebzeler gibi porsur. Çocuk gibi kalırsın. Bugünü bilirsin. Bazı şeyleri hatırlayamıyorum, en azından duygusunu. Temize çekmişim defterleri. Temizim. Herkes unutsa, hep yeniden başlansa. Çünkü her şey değişiyor zaten. Unutmamak demode oluyor bir şekilde.
En en güzeli de yaşamak. Kendine dokun bak sıcaksın. Sıcak olduğun sürece de, yukarıdakilerin hepsini yapabilirsin. İnsan sıcak olmanın gücünü bilmiyor çoğu zaman. Halbuki içinde telaş olan, ritim olan, elektrik olan bir beden neleri yerinden oynatır...
İnsan bir bilse, şu hayatın en güzel şeylerini, aklını oynatır.

Alıntıdır.

Not: Kalbime tercüman olmuş.. zamanın bir yerinde bir yerlerden bulup sakladığım bir yazı...

İnsan....

Kalitesiz İnsan!!!!!!
İKİ ŞEY KALİTESİZ İNSAN ÖZELLİĞİDİR:
1-     Şikayetçilik
2-    Dedikodu
İKİ ŞEY ÇÖZÜMSÜZ GÖRÜNEN PROBLEMLERİ ÇÖZER:
1-     Bakış açısını değiştirmek
2-    Karşıdakinin yerine kendini koymak
İKİ ŞEY YANLIŞ YAPMANI ENGELLER:
1-     Olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2-    Hak yememek
İKİ ŞEY KİŞİYİ GÖZDEN DÜŞÜRÜR:
1-     Laf kalabalığı
2-    Kendini vazgeçilmez sanmak, kendini övmek
İNSANI 2 ŞEY ÖLDÜRÜR:
1-     Sevmediğin insanın silahından gelen kurşun
2-    Sevdiğin insandan gelmeyen ilgi
İKİ ŞEY İNSANI NİTELİKLİ YAPAR:
1-     İradeye hakim olmak
2-    Uyumlu olmak
İKİ ŞEY GERİ BIRAKIR:
1-     Kararsızlık
2-    Cesaretsizlik
İKİ ŞEY KAŞİF YAPAR:
1-     Nitelikli çevre
2-    Biraz delilik
İKİ ŞEY BAŞARININ SIRRIDIR:
1-     Ustalardan ustalığı öğrenmek
2-    Kendini güncelleştirmek
İKİ ŞEY BİREYİ MİLYONLARCA İNSANDAN AYIRIR:
1-     Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2-    Hayata ve herşeye farklı bakış açısıyla yaklaşmak
İKİ ŞEY GELİŞMEYİ ENGELLER:
1-     Aşırılık (Mübalağa, Abartı, İfrat, Tefrit)
2-    Felakete odaklanmış olmak
İKİ ŞEY ÇÖZÜM GETİRİR:
1-     Tebessüm
2-    Susmak
İKİ ŞEY DEĞERİ KAYBEDİLİNCE ANLAŞILIR:
1-     Anne
2-    Baba
İKİ ŞEY GERİ ALINMAZ:
1-     Geçen zaman
2-    Söylenen söz
İKİ ŞEY GERÇEK SONDUR:
1-     Cennet
2-    Cehennem
İKİ ŞEY ULAŞMAYA DEĞERDİR:
1-     Bilgi
2-    Sevgi
İKİ ŞEY ÖZGÜRLÜKTÜR:
1-     Vatan
2-    Bayrak
İKİ ŞEY “HAYATTA ÖNEMLİ OLAN HER ŞEY” İÇİNDİR:
1-     Nefes alabilmek
2-    Nefes verebilmek
Günün Sözü:
İki şey içtenlikle benden size.
Sevgi ve Saygı duyan insana, sevgi ve saygı duyulur.
Alıntıdır.